İFOD Yönetim Kurulu Başkanı Seda Şengök ve fotoğraf sanatçısı Merih Akoğul’un “Çağdaş Sanat Üzerine” sohbeti…

Seda ŞENGÖK : Sanatın sürekli sorgulandığı ve kavram kargaşalarının yaşandığını bilmekteyiz, sizce bu tartışma ortamı içerisinde Çağdaş Sanat nasıl tanımlanmalıdır?

Merih AKOĞUL : Çağdaş Sanat aslında klasik anlamda sanat tarihi ile, günümüzün üretimleri arasında sanat kavramı üzerinden açılan bir geçittir.  Yıllardır farklı akımların ve ekollerinin yarattığı tekdüzelik, biraz olsun çağdaş sanatın farklı üretimleriyle kırılmalıdır/kırılmaktadır. Ama yine de işlem, geçmişin üretimlerini yok saymadan, ya tam bir kırılma ile farklı diller denemek ya da yapılmışın yanına daha mükemmeli koymakla mümkündür. Bu arada yapılan her türlü sanatsal üretimin daha doğru değerlendirilmesi için zamana gereksinim vardır. Ve bir gün bu işlerin de kanıksanarak sanat tarihi içinde değerlendirileceği unutulmamalıdır. Adına sanat tarihi denilen eleğin neleri unuttuğunun ve neleri -neden- hatırladığının henüz formülü çıkarılamamıştır.

S.Ş. : Türkiye’de;  “Çağdaş Sanat” kavramı ingilizcede “Contemporary Art” kavramının karşılığı olarak görülmektedir. Bununla beraber  “Contemporary Art” a karşılık olarak bir kavram daha kullanılmaktadır “ Güncel Sanat”… Bu durum bir kavram kargaşasına yol açmakta mıdır?

M.A. : Sanat zaten karmaşık olan durumu, doğru terbiye ederek alımlayıcı kitleye farklı disiplinler üzerinden vermek demek değil midir? Evet, durum karışıyor. Yalnızca çağdaş olan değil, klasik bağlamda yapılan sanat da an itibariyle günceldir. Ama günümüzde yapılan sanat, günlük değerlerden yola çıkılarak da olsa farklı değerleri bünyesinde barındırmaktadır. Bu geleceğe kalma olasılığı yüksek olan eserleri üreten gerçek sanatçılarla, günün değerlerini hoyratça kullanarak tribüne oynayan sözde sanatçı kitlesi de uzaktan bir bakışla aynıymış gibi gözüküyor. Poker bilmeyen adamların, poker masasına oturmasına benziyor durum. Aslında sanat kurmacadır, bir oyundur. Komik geliyor. Bilen anlıyor durumu elbette.

Beni kaygılandıran, güncel olanın popüler olanla akrabalığı. Sanat kısa süreliğine yukarıda kalmayı değil, uzun bir zaman diliminde tarih içinde yer etmeyi gerektirir. Bir yapıtın doğru okunabilmesi için, aynı kategoride önceden üretilenlerle, o yapıttan sonra üretilecekler arasında kalıcı bir yerde durmalıdır. Bunun için de yalnızca zamana gereksinim var.

Fotoğraf: Merih Akoğul

S.Ş. : Geleneksel anlamda fotoğraf ve çağdaş sanat anlamındaki fotoğraf arasındaki yaratma süreci ile ilgili olarak farkın; çağdaş sanatta sürecin fotoğrafın çekildiği anla sınırlı kalmaması olduğu söylenebilir mi? Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

M.A. : Fotoğraf tarihine bakarak şöyle söyleyebilirim: Sağlam bir konuya, doğru oranlarda gerekli kalitenin eklenmesi baş koşuldur. İster doğrudan belge fotoğrafı çekilsin, ister soy sanatın peşine düşülsün… Klasik fotoğrafta sizin de belirttiğiniz gibi konu ve zamanın içinden koparılan anlar ve bu anların oluşturduğu dinamikler daha kıymetlidir. Çağdaş sanat ile flört eden fotoğrafların çoğunda ise durum ve o durumun estetiği daha ön planadır. Bu fotoğraflarda ifadenin kendisi ya da nesnelerin boşluk içinde yer alışları ve dolayısıyla da sonuçtaki hissiyat daha önemlidir.

Çağdaş sanatta zaman, belgesel fotoğraftaki şimdiki zaman yerine, geniş zaman olarak kullanılır. Bazen bir metin ya da fotoğraf açıklaması, tamamlayıcı olarak bu fotoğraflarla birlikte sunulur. Belgesel fotoğrafta ise daha çok “studium”a yani, fotoğrafa ait tarihsel anlamdaki nesnel bilgiye gereksinim vardır. Çağdaş fotoğrafın en önemli dayanaklarından biri anlam ise, diğeri de deneysel veya alışılmadık olanla kurulan tinsel/biçimsel işbirliğidir. Risklidir ama, denemeye değer.

S.Ş. : Batı’da örneğine rastlanmayan bir dilsel ayrım da “eser/yapıt”  ve “iş” tabirleri  arasındaki ayrım… Sanatçılar artık “sanat eseri yapmıyor” “iş yapıyor” ve “işlerini sergiliyor” denilebilir mi?

M.A. : Evet, gerçek anlamıyla sanat yapıtı artık bir “iş”tir. Günümüzde sanat, hele çağdaş sanatın varoluşunu ispatladığı alan sanatçı(sanat yapıtı)/galerici ve koleksiyoner arasında oluşmaktadır. İyimser bakışta ise müze ve izleyicisi olarak da bir türevini alabiliriz. Burada bir kapital döndüğü için, artık “artwork” olarak adlandırılan iş, alınır/teşhir edilir ve satılır bir objeye dönüşmektedir. Müzeye alınan bir yapıt bile bir galeriden satın alınmaktadır.

Danışmanlar, küratörler, galericiler aracılığıyla gerçekleşen bu buluşmada elbette harcanan zamanın ve kullanılan bilginin ekonomik bir karşılığının olması gerekiyor. Günümüzde unutulmaması gereken sanatın da bir sektör; okullarının okunduğu, eğitimlerinin verildiği, yatırımların yapıldığı bir iş kolu olduğudur. Bu sistem içinde üreten sanatçı olduğu halde,  gelirin büyük kısmı bu sektörün elemanları tarafından alınmaktadır. Tıpkı bir mağazada satılan gömleğin etiket fiyatının üretici tarafından tamamen alınmaması gibi, sanatçının satışlarının bir kısmı kendisine dönmektedir.

Sanatçı başlangıçta güzel duygularla ve fikirlerle ortaya çıkar ama varoluşunu sanatla sürdürebilmesi için kendisinden daha önce kurulmuş olan sisteme dahil olması gerekir. Çünkü günümüzün en önemli değeri para olmuştur. Kirasını ödemesi, ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için fotoğraflarını satmak zorundadır. Ya da aileden zenginse, gelişkin yetenekleri varsa işlerini korkusuzsa istediği gibi yapar. Bu işin kapitalist yanı elbette.

Sanat, yeryüzündeki farklı alanlar içerisinde en fazla özgürlük gerektiren alandır. Sanat hayatın kategorizasyonu neticesinde oluşur. İktidarlar için tehlikelidir. Yeterli otosansürü uygulamazsa sanatçı, toplumun sivil ve üniformalı ahlak bekçileri karşısına dikileceklerdir. Sanat bir büyüdür aynı zamanda ve şeytani tarafıyla kitleleri etkileyerek harekete geçirir. Devrimci sanat deyimi de boşuna çıkmamıştır.

Fotoğraf: Merih Akoğul

S.Ş. : Türkiye de Çağdaş Sanatın gelişimi hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

M.A. : Hergün daha fazla ilerliyor. Güzel işler de çıkıyor ama çok sıradan, taklit ve yeterince düşünülmeden üretilen işler de oluyor. Çağdaş sanat bir yandan zihin açarken, diğer yandan da inanılmaz safra çıkarıyor. Görüntülerin arkasını görmeyen, yeterli bilgi birikimi ve kültüre sahip olmayan ciddi bir kitle, cahil cesareti ve ünlü olma sevdasıyla bu işlere giriyor. Kendi olmadan, dünya vatandaşı ya da evrensel bağlamda sanatçı olmayacaklarını bilmiyorlar.

Ben her yurt dışı dönüşümden ya da Türkiye’de yapılan uluslararası sanat etkinliklerinden sonra gerek biçim, gerekse içerik üzerinden taklit edilmiş -hatta kopyalanmış diyebilirim- işlerin daha çok farkına varıyorum. Sanatta elbette öykünebilirsin, üretilmiş sanat yapıtlarından ilham alabilirsin ama çalarak sanat olmaz. Üretimin ciddi bölümü yaratıcılıktır, içinde ilhamı da taşır ve önce üretene sonra da onu izleyene keyif verir. Anlayamadığım nokta da bu. Kişiliğini var etmeye, düşüncelerini belirli bir tarz içinde sunmaya çalışırken, yani kendin olmaya çalışırken başkası oluyorsun. Gerçekten anlamıyorum. Bir insan nasıl başka birisinden çaldıklarıyla bir yere gelir ve bundan mutlu olur. Sanırım sorun bu samimiyetsizlikte. Galiba bunun da nedeni malzeme/kültür eksikliğinden kaynaklanıyor.

Eskiden, 80’li yıllarda sanatın farklı disiplinlerinde olanlar fotoğrafı aşağılarlardı. Sanat diye bakmazlardı. Önce karışık malzeme adı altında fotoğrafı kullanmaya başladı sanatçılar. Daha sonra da düşüncelerini fotoğraf kullanarak anlatmaya başladılar. Bugün fotoğraf bir sürü yeteneksiz ve tembel kişinin dışavurum aracı oldu. Kolay noktadan bir yere gelmek isteyenler fotoğrafı yeğliyorlar. Ben de kolay ise aynı yaratıcılığınızı, resim, müzik, edebiyat alanlarında deneyin diyorum. Kim gönül eğlendiriyor, kim kısa yoldan bir yere gelmek istiyor, kim ahbap çavuş ilişkileri içinde tribüne oynuyor, kim seçtiği meslekte bir yere geldikten ve eleğini astıktan sonra biraz da fotoğraf sanatı yapayım dedi, Allahtan belli oluyor. Her şey geçer, bunlar da geçer; sanat kalır geriye.

S.Ş. : Sizce Çağdaş Sanatçı kavramının kıstasları var mıdır? Çağdaş Sanat yolunda adım atmış kişilere önerileriniz neler olabilir?

M.A. : Var elbet! Koca bir sanat tarihi; dikkatle oraya baksınlar. Gombrich’in Sanatın Öyküsü’nü okumadan çağdaşları okuyorlar. Benim bir sloganım var, “Baudrillard’dan once Baudelaire’i oku diye. Postmodernizm öncesi ve sonrası çıkışlara dikkatle bakılması, güncel olanla kalıcı olana, yerel değerlerle evrensel olanın yarattığı dinamiklere bakış çok önemli. İçtenlik, dürüstlük; dogmatik olmamak, sistemin adamı ve parçası da olmamak ama yine de bununla birlikte evrene üst dereceden saygı. Kimsenin anlamadığı ve sanatçısının da “Beni anlamadılar” dediği bir şey sanat olamaz. Sanatın olmazsa olmazı insandır: Hedef, sizi ciddiye alan, anlamak ve kavramak için size bakan en az bir çift göz, ve onun ardındaki kalp ve beyinlerdir.

Kısaca söylemek istediğim, sanatçı izleyicileri yani kamuyu ciddiye almak durumundadır. Sanat sanıldığı gibi sanatçı, galerici ve alıcı arasında geçen vodvilin adı değildir. Bireysel düzlemde kalan hiçbir his ve düşünce, gerekli kalite katılmadan, sanat üzerinden topluma ulaştırılamaz. Sanatın geleceği, bugün çağdaş sanatın beşiğinde ninniler eşliğinde uyumaktadır. İzleyecek, bekleyecek, sabredecek ve göreceğiz.

Fotoğraf: Merih Akoğul

error: Fotoğraf ve yazılar izinsiz kopyalanamaz !!